Menü
  • Fikri Bağımsızlık
  • Intellectual Independence
  • ا لا ســتقلا ل ا لفكــر ي
  • İbn Haldun Üniversitesi'nin aylık gazetesidir.
  • Açık Medeniyet Gazetesi

Türkiye’de Nasıl Bir Sinema Eğitimi?

Türkiye’de “iletişim” gibi “sinema” da genel anlamıyla hem bir meslek hem de bir akademik araştırma alanı olarak doğru anlaşılmamış durumda. 

Sinema da iletişimin diğer alanları gibi kendi içinde uzmanlık gerektiren mesleklerin bulunduğu bir alan olarak görülmüyor. Bu anlamda her iki alan da aynı torbaya doldurulmaya mahkûm ülkemizde. Reklamın, halkla ilişkilerin, televizyonun, radyonun, gazetenin içerisinde pek çok farklı meslekten insanın bulunduğu alanlar olduğunu bir türlü kavrayamıyoruz. Bu mesleklerin en az tıp ve mühendisliğin alt alanları gibi uzmanlaşma istediğini anlayamıyoruz. 

Bu yanlış algıların etkisi eğitim bakımından hem diğer iletişim alanlarında hem de sinemada pek çok sorunu beraberinde getiriyor. Radyo, televizyon ve sinema aynı bölüm içerisinde öğretilmeye çalışılıyor ki her biri yarım yamalak kalıyor.

Türk sinemasının gelişmesinin önünde duran en önemli engellerden biri olarak –ne yazık ki– sinema eğitiminde yaşanan kafa karışıklığını ve kargaşayı gösterebiliriz. 

 

Sinema eğitimindeki sorunlar 

Türkiye’deki sinema eğitiminde yaşanan sorunları madde madde sayalım:  

  • Sinema eğitimi veren kurumlar arasında ortak bir yaklaşım yok. Eğitimler, okulların öğretici kadrosunun birikimi ile belirleniyor. Böylece kimi okullarda teorik, kimi okullarda da pratik bir eğitim anlayışı benimseniyor.
  • Sinema eğitimi alacak öğrencilerin merkezî sınav sistemiyle seçilmesi, yetenek ve ilgilerin göz ardı edilmesine sebep oluyor. 
  • Sinema bölümleri, güzel sanatlar ve iletişim fakülteleri altında iki farklı anlayışla eğitim veriyor. İletişim fakültelerinde, radyo ve televizyon gibi farklı alanlarla ortak bir çatı altında eğitim yapılması sorunları beraberinde getiriyor.
  • Sinema eğitimi veren okulların ve bölümlerin teknik altyapıları birkaç istisna dışında çok yetersiz. Bu durum, hem vakıf hem de devlet üniversitelerinde de aynı. Öğrenciler sinema sektöründe kullanılan teknik ekipmanı hiç tanımadan okullardan mezun oluyor. Tahtaya çizilen kamera şekli üzerinden sinema eğitimi verilmeye çalışılıyor. 
  • Bölümlerin öğretim kadroları yeterli değil. Hem tam zamanlı hem de yarı zamanlı hocaların mevcut ücret politikaları yüzünden eğitim dışında işlerle uğraşmak zorunda kalmaları eğitimi aksatıyor. 
  • Sinema eğitiminde tümevarımsal bir anlayış hâkim. Öğrenciler son sınıfa gelene kadar film yapım süreçleri hakkında sistemli bir eğitim alamıyor ve film yapımıyla ilgili yeterli deneyime sahip olamıyorlar. 
  • Programların kontenjanları çok yüksek. Türkiye’de güzel sanatlar ve iletişim fakültelerinde mevcut bölümlerden her yıl binlerce öğrenci mezun oluyor. Bu hesaba meslek yüksekokulları ve diğer kurslarda eğitim alan öğrenciler katıldığında birkaç on yıl içinde, sayıları on binleri bulan sinemacıdan bahsedebiliriz. Bu niceliksel çokluk niteliği büyük oranda düşürüyor. Akademik kadro öğrenci sayısına oranla çok yetersiz kalıyor. 

Bu temel problemleri sıraladıktan sonra kısaca çözüm önerilerimizin neler olduğunu açıklayalım. 

 

Sinema eğitiminde standartlaşma 

Dünya sineması içinde kendi rengi ve dokusuyla bir Türk sinemasından bahsetmek için atılacak en önemli adımlardan biri ekolleşmenin sağlanması olmalı. Bu konuda hem koordinasyonla ilgili adımlar atılmalı hem de müfredat elden geçirilerek standart bir sinema eğitimi anlayışı benimsenmeli. 

Bunun başlangıcı da, öğrenci seçiminde merkezî sınav sistemine ek olarak, hem teori hem de pratikte öğrencilerin sinema bilgilerini ve sinemaya yönelik ilgilerini ölçecek bir yetenek sınavının uygulanmasıyla sağlanabilir. Daha iyi matematik sorusu çözenin daha iyi bir senarist olamayacağı bariz bir gerçek olarak karşımızda dururken, bu sınav yönteminde ısrar etmek, hem öğrencilerin yıllarını verimsiz geçirmelerine sebep oluyor hem de sektörün ihtiyaç duyduğu nitelikli insanların yetişmesinin önüne geçiliyor. 

 

Sinema bölümleri fakültelere dönüşmeli 

Avrupa, Rusya ve ABD’de örnekleri olduğu gibi sinema eğitimi verecek okulların üniversitelerde bölüm olmaktan çıkması, güzel sanatlar ve iletişim fakülteleri haricinde sinema fakültelerine dönüştürülmesi gerekiyor. Böylece sinemanın uzmanlık alanlarına uygun bölümler olan senaryo, yönetim, yapımcılık, görüntü yönetmenliği, sanat yönetmenliği, görsel efekt ve kurgu, müzik ve ses gibi bölümleri bünyesinde barındıran ve sadece sinemaya odaklanmış eğitim kurumları oluşturmanın önü açılabilecek ve öğrenciler ilgi ve yeteneklerine göre sinemanın meslekî alanlarında derinleşebilecek. Bu saydıklarımızın en iyi örneği olarak Rusya’da 1919 yılında kurulan Gerasimov Sinematografi Enstitüsü gösterilebilir. Bu enstitü, 2008 yılında üniversiteye dönüştürüldü. Bir diğer örnek de sinemanın alt dallarında lisans eğitimi veren New York Film Academy’dir. Burası aynı zamanda dünyanın farklı yerlerinden gelen öğrencilere sertifika programları da düzenliyor. Meraklısına üçüncü ve son olarak uygulamaya verdiği ağırlıkla bilinen University of Southern California School of Cinematic Arts örnek gösterilebilir. 

 

Teknik altyapı sektör standartlarına yükseltilmeli 

Plastik sanatlarda olduğu gibi sinemada da üretim teknolojileri oldukça önemli. Sektörde kullanılan kameraları, ses kayıt cihazlarını, jib, dolly, stabilizer gibi ekipmanları, kurgu programlarını ve ışıkları görmeden, deneyimlemeden mezun olan öğrencilerin sektörde çalışması; yönetmen, görüntü yönetmeni, ışık şefi, kurgucu olması beklenemez. Bu nedenle sinema eğitimi vermeye soyunan okulların ciddi bir teknik altyapı hazırlamaları, bu altyapıyı zamanın ruhuna uygun bir şekilde güncel tutmaları gerekiyor. 

 

Eğitimcilerin ücretleri gözden geçirilmeli

Sinema okullarında, özellikle teknik konularda verilen eğitimler sektörden gelen yarı zamanlı eğitmenlerin desteği ile yapılıyor. Üniversitelerde bu ve benzeri bölümlerde eğitim verecek kişilerin makul ücretler almaları, profesyonellerin sektörden okullara daha rahat çekilmesini sağlayacaktır. Ayrıca öğrencilere teknik ekipmanın yanı sıra gerekli olan oyuncu desteğinin yolu da ne yazık ki ücret politikalarından geçiyor. 

 

Tümdengelimsel eğitim anlayışına geçilmeli

Sinema eğitimi söz konusu olduğunda tümevarımsal eğitim verimli bir anlayış değil. Mevcut sistemde öğrenciler 4 yıl boyunca sinemanın alt alanlarına yönelik dersleri parça parça ve çoğu zaman da aralarında bir ilişki kuramadan alıyorlar. Hâlbuki sinema; yapımdan yönetime, senaryodan müziğe, ışıktan dekora bütün parçalarının uyumu ile bir anlam ortaya çıkartır. Öğrenciler bu nedenle ilk günden itibaren “iyi–kötü” film yapmalı ve film yaparak eğitimlerini almalı. Film yapmak için de yine yukarıda belirttiğimiz teknik imkânların öğrencilere sağlanmasının gerekli olduğu kaçınılmaz bir gerçek.  

 

Kontenjanlar düşürülmeli

Sinema sektörümüzün büyüklüğü göz önünde bulundurulduğunda, ne kadar sinemacıya (senarist, yönetmen, yapımcı, görüntü yönetmeni, ışık şefi, kameraman, sanat yönetmeni vb.) ihtiyaç duyduğumuz tahmin edilebilir. Bu nedenle her üniversitede bir sinema bölümü açmanın mantıksız olduğunu söylemek gerekiyor. Kaynakların israfı anlamına gelen bu uygulamadan vazgeçmeli, sinema okulları fakültelere dönüştürülerek sayıları azaltılmalıdır. Bununla birlikte sinema fakültelerinin altında açılan bölümlere, en fazla 10-15 öğrenci alınarak kalite korunmalı. 

Sonuç olarak yukarıda bahsettiğimiz sorunların sayısı elbette bu kadarla sınırlı değil. Çözüm önerileri ise kimilerine afaki ve hayal ürünü gelebilir. Ancak Amerika’yı yeniden keşfetmenin lüzumsuzluğuna inanıyorum. Sesimizi duyuracak ve medeniyetimizi ihya edeceksek hikâyelerimizi anlatacak iyi bir sinemaya ihtiyacımız var, hamasete ve körler sağırlar oyununa değil. Bunun yolu da ilk elden iyi bir sinema eğitiminden geçiyor vesselam. 

Not: Bu yazıda yönetmen Semir Aslanyürek ve Prof. Dr. Selahattin Yıldız’ın görüşlerinden yararlanılmıştır. 

 

--

İbn Haldun Üniversitesi Medya ve İletişim Bölümü.