Menü
  • Fikri Bağımsızlık
  • Intellectual Independence
  • ا لا ســتقلا ل ا لفكــر ي
  • İbn Haldun Üniversitesi'nin aylık gazetesidir.
  • Açık Medeniyet Gazetesi

Sürdürülebilir Eğitim

Yükseköğretim kurumlarının, eğitim-öğretim faaliyetlerini ve bunların artık günümüzde doğal uzantıları kabul edilen bilimsel etkinliklerini ve yayınlarını sürdürülebilir bir şekilde gerçekleştirebilmeleri, söz konusu bu kurumların sağlam temeller üzerine inşa edilmeleri ve bu yapılaşmanın süreklilik arz etmesiyle bağlantılıdır.

Bu yapılaşmanın, maddî ve maddî olmayan temelleri kendini çeşitli şekillerde ortaya koyarken, hiç kuşku yok ki bu iki olgunun bir aradalığı kaçınılmaz bir bağlayıcılık arz etmektedir. Bu noktada, bir yükseköğretim kurumunun devlet temelli veya özel teşebbüs ürünü olması, maddî ve maddî olmayan koşulların tedariki hususunda farklılaşmalara yol açmaktadır. Bu anlamda, yükseköğretim kurumlarının varlığının özel bir teşebbüs sonucunda gündeme gelmesi, bu yapının bütünüyle sivil bireyler ve kurumlar üzerinden gerçekleştirildiği anlamına gelir. Böylesi yükseköğretim kurumlarının varlığının sürdürülebilirliği, klasik vakıf geleneğinde belli “akar”lara bağlıdır.

Günümüzde ise, kurumsal sürekliliği sağlayan böylesi akarın yerine, belki de bu geleneğin bir başka bağlamda görünümü olan bağış (endowment) olgusu günümüz sosyoekonomik koşullarının bir ürünü olarak ortaya çıkmaktadır. Bu çerçevede, üniversite ve bağışçı açısından iki temel çıkış noktasından bahsetmek mümkün.

Öncelikle üniversite bir kurum olarak, günün getirdiği akademik yapılanmanın çeşitliliği ve derinliliği ile ekonomik yapılaşmanın getirdiği zorlamalar ve zorluklar noktasında tek başına kişi veya kurumun üstlenebileceği bir yapı olmaktan çıkmıştır. Bağışçı noktasından bakıldığında ise, yine bir önceki durumla bağlantılı olarak, geniş kapsamlı ve derinlikli akademik yaşamın bütün bir alt yapısının yükünü üstlenecek sermaye birikiminden uzak olması ve/veya böyle bir sermaye birikimi olması dahi, bu sermaye birikiminin sürdürülebilir bir nitelik kazanmaması gibi bir tehlike söz konusudur.

Bu durum, kaçınılmaz olarak bir akademik kurumun varlığına sürdürülebilir bir niteliğin nasıl kazandırılabileceği sorusunu karşımıza çıkarmaktadır. Batı’da olduğu gibi Doğu’da da akademik kurumlar devlet desteğinden bağımsızlaşma eğilimlerine ve çeşitli ölçeklerde kurumsal sürdürülebilirliklerini özel kesimden desteklerle gerçekleştirmektedirler.

Bu sürece destek verenler noktasında, örneğin ilgili ülkelerin  ̶ diyelim ki, kraliyet veya sultanlık çevreleri, ekonomik donanımlarıyla dikkat çeken iş çevreleri ve hatta geçmişte bilim çevrelerinde yer almış tekil kişileri ve aileleri de görmek mümkün.

Söz konusu bu çevreler, özel yükseköğretimin sürdürülebilir işleyişinde yeni formülasyonların hayata geçirilmesindeki rolleriyle öne çıkmaktadırlar. Bu destekçi yapılar, ilgili yükseköğretim kurumunda bir birimin maliyetini üstlenmek suretiyle çoklu yapıya ortak olmaktadırlar. Burada “akar” olgusunun tekil bir nitelikten çoğul bir niteliğe dönüştüğü görülmektedir. Ve adına destekçi denilen grubun zaman içerisinde birbiri yerine ikame edilen yapılar hâlinde ilgili yükseköğretim kurumunun sürdürülebilirliğini sağlamaktadırlar.

Bu noktada, bir destekçi unsur, kendi ilgi ve uzmanlık sahasına uygun bir bölüm veya birime destek verebilmektedir. Buna mukabil, destekçi kendi profesyonel alanının akademik çalışmalarla geliştirilmesi gibi doğrudan veya dolaylı bir kazanım da elde etme imkânına sahip olabilmektedir.

--

İbn Haldun Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi.