Menü
  • Fikri Bağımsızlık
  • Intellectual Independence
  • ا لا ســتقلا ل ا لفكــر ي
  • İbn Haldun Üniversitesi'nin aylık gazetesidir.
  • Açık Medeniyet Gazetesi

Sıra dışı bir akademisyen: Teoman Duralı ve Biyoloji Felsefesi

Prof. Dr. Şaban Teoman Duralı, Türkiye’nin önemli değerleri arasında yer alıyor. Onu önemli kılan olguların başında içinden çıktığı, yetiştiği kültüre yabancılaşmamış olması ve bu kadar bilgi ve dil içinde yetişmiş olması geliyor. Bir filozof olan Teoman Duralı, standart bir akademisyen değildir. Duralı; aynı zamanda, doğudan batıya, kuzeyden güneye dünyanın dört bir yanını gezmiş bir seyyahtır. Bilim felsefesi ve felsefe tarihi üzerinde çalışan Teoman Duralı, bütün bunların yanında biyoloji felsefesi alanında Türkiye’deki en önemli kaynaklardan biri olarak da görülür. “Canlılar Sorununa Giriş” ve “Biyoloji Felsefesi” bu konuya ilişkin Türkiye’deki ilk çalışmalar olarak değerlendiriliyor.

 

Teoman Duralı’nın biyolojiye ilgisi aslında üniversite yıllarına kadar uzanıyor. İstanbul Üniversitesi biyoloji ve felsefe bölümlerine kayıt olan Duralı, biyoloji felsefesi üzerine yazdığı tez ile doçent oldu. Felsefe, bilim ve biyoloji ilişkisi üzerine pek çok eser kaleme alan Teoman Duralı’nın yıllar önce “Canlılar Sorununa Giriş” ile bu kitaptan yaklaşık on yıl sonra yayımladığı “Biyoloji Felsefesi” kitapları, yakın dönemde tek kitap hâlinde “Hayatın Anatomisi” adı altında okuyucuyla buluştu.

“Hayatın Anatomisi”, felsefe biliminin imkânlarından hareket ederek biyoloji, evrim, antropoloji gibi meseleleri tartışmasının yanı sıra felsefenin temel sorunlarından olan bilginin “ne”liğini ve bilgiye ulaşmada farklı dönem ve filozofların iddialarını müstakil başlıklar altında olmasa da hatırlatan bir felsefe tarihi kitabı. Buradan hareketle, metafizik de felsefenin yer yer dogmatik iddialarının karşısında düşünce tarihinin en esaslı meselesi olarak “Hayatın Anatomisi”nde işleniyor.

 

“Hayvan bilgisi malumatın üzerine çıkamaz”

Canlı, felsefenin en temel dayanaklarından olan sınıflama sisteminde varlığın “altında”, insanın “üstünde” durur. İnsan, canlı bir varlıktır. Ancak insan dışında da canlılar vardır. Prof. Duralı, “Hayatın Anatomisi”nde insan ve insan dışı canlıların mukayesesine yer veriyor. Hayvan, bir işin nasıl yapılacağını hayatın akışında görerek, işiterek, koklayarak, tadarak ve hissederek öğreniyor. Burada akıl yürütme yok. Birikme ve katlanma, duyma ve hissetme; sınırları çiziyor. Prof. Duralı’nın tespitiyle, “Hayvan bilgisi malumatın üstüne çıkamaz.” İnsanda ise bu; duyuların ötesinde öğrenme, okuma ya da onun yerini tutan başka bir dil etkinliği sayesinde gerçekleşir.

“Hayatın Anatomisi”, antropoloji ve biyoloji disiplinine de geniş yer ayırıyor ve “Dünyamızdan İnsan Manzaraları” bölümünde kavimler, ırklar, beslenme biçimleri, coğrafya ve insan, helal-haram karşıtlığı gibi onlarca mesele üzerinden antropolojik bir incelemeye de gidiyor Prof. Duralı…

Peki, Prof. Duralı’ya göre, biyoloji felsefesinin konuları, sınırları, tanımı ve ana dalları neler? Bu soruların yanıtlarını Prof. Duralı’nın “Biyoloji Felsefesine Giriş Denemesi” başlıklı makalesinde bulmak mümkün. “Canlı olaylar ile süreçleri konu alan dallı budaklı biyoloji bilimine ilişkin ‘salt deney alanını aşan’ sorunları, bu bilimin felsefesi ele alır.” diyen Prof. Duralı, makalesinde şöyle devam ediyor:

“Adından da anlaşılacağı üzere biyoloji felsefesi, yalnızca bir çeşit doğa bilimi olmayıp aynı zamanda felsefenin de koludur. Böylece o, araştırma yöntemleri ile çalışma üsluplarından kimisini felsefeden, kimisini de canlılardan; dolayısıyla, deneysel doğa bilimlerinden devşirir. Şu hâlde bu konuyla uğraşacak kimse, ilkin canlılar bilimi adıyla özetlenen öbeğin çatısı altında bulunan tek tek bilimlerin temel işleyişlerini, araştırma yöntemlerini yakından tanımak, felsefenin, özellikle de bir bütün olarak bunun tarihi gelişmesi ile mantık denilen kolunu esaslı surette bilmek zorundadır.”

 

“Biyoloji felsefesi kısıtlı yoruma değişik açıdan bakar”

Prof. Duralı’ya göre biyoloji felsefecisi, deneysel biyolog olmadığı gibi, genel felsefeci de değildir. O, öncelikle felsefenin teorik, zaman zaman spekülatif akıl yürütme tutumuyla, biyologların deney verilerini geniş bir bağlamda dile getirmekle yükümlüdür. Prof. Duralı şöyle devam ediyor:

“Ama her deney verisi, nasıl olsa tasarlanıp hazırlanmış bir deneyin yorumu olduğu düşünülürse, biyoloji felsefesinde yapılanın, bu dar kapsamlı, kısıtlı yoruma değişik açılardan bakarak ‘onu’ enine boyuna yeniden değerlendirmekten öte bir iş olmadığı kavranır.”

Prof. Duralı; biyoloji felsefesinin, deneysel biyolojinin kendi deney verilerine ilişkin sunduğu dar kapsamlı ifadeleri mantıkça analiz edip, bunlar arasında yine mantıkça bağlar kurarak yani sentez yaparak, kuşatıcı açıklamalara ulaşmaktan ibaret olmadığına da dikkat çekiyor. Duralı’ya göre biyoloji felsefesi şöyle tanımlanmalı: “Deney verilerinin dile getirilişi üstüne girişilmiş açıklamaları, biyoloji dışında kalan alanlarda kullanılan ifadelerle ilişkilendirerek, geniş kuşatımlı anlatımlara başvurmak, biyolojideki deney ile teorik gelişmelerin, özellikle de insan hayatını nasıl, nereye kadar etkileyebileceklerine ya da etkilemeleri gerektiğine ilişkin tahminler yürüterek belirlemelerde bulunmak da, biyoloji felsefesinin görev alanına girer.”

Prof. Duralı biyoloji felsefesinin üç ana dal hâlinde inceleneceğini belirtiyor. Ona göre her ana dal da kendi içinde belli sayıda ikincil dallara ayrılıyor. Bunları şöyle sıralamak mümkün:

1- Teorik biyoloji: a) Biyolojinin bilim teorisi. b) Biyomatematik

2- Biyoloji tarihi: a) Biyofelsefe tarihi. b) Biyoloji bilimleri tarihi

3- Biyoloji ahlakı (biyoetik): a) Canlılar bilimine bağlı değişik kolların ortaya koyduğu veriler ile biyolojinin dışında kalan alanların sundukları veriler arasında bağlar kurularak canlıların, özellikle de insanların, gerek birey gerekse toplu hâldeki yaşayışlarının, ayrıca çevreyle olan alışverişlerinin düzenli olarak ele alındığı alan. b) Tıp ahlakı (deontoloji)

 

Bir ahlak görüşü olarak biyoloji felsefesi

Prof. Duralı; biyoloji felsefesinin, canlılar bilimine konu olan olaylar ile süreçleri tutarlı bir bütünlük hâlinde derleyip toparlamanın yanında, biyolojinin dışındaki bilimler, din ve sanat gibi kültür kurumlarını da hesaba kattığını belirtiyor. Bunun çok doğal olduğuna vurgu yapan Prof. Duralı, çünkü biyoloji felsefesinin temel amacının insan yaşamını bir bütün olarak görüp açıklamak olduğunu, bu nedenle de insanın biyotik tabanı kadar, onun eylemlerinin de göz önüne almak zorunda olduğunu belirtiyor. Duralı, şöyle devam ediyor:

“İnsan, iki dünyalı bir varlıktır. O, bir yanda kendisinin oluşturmadığı doğanın, öbür yanda ise kendi kurduğu kültür ortamının ürünüdür. Gerçekten de Conrad Hal Waddington’un dediği gibi, ahlak değerlerini yaratmakla insan, yepyeni bir evrim çeşidinin boşandırıcısı ile sürükleyicisi olmuştur. Bu süreçte önceki kuşaktan bir sonrakine aktarılan kültür değerleri söz konusudur. İşte öbür canlılar ile insan arasındaki esas fark, doğal soyaçekimin yanı sıra insanın kültür kalıtımına da mâlik olmasında yatmaktadır. Bu ikinci özelliğinden ötürü insanı, Aristoteles, “zöon politikon” (toplum kuran hayvan), Waddington ise, “ethical animal” (ahlak oluşturan hayvan) deyimleriyle dile getirmiştir. Temelde canlı olan insanın eylemlerini düzenleyen ahlakın, ilkelerini canlılığı dikkate alarak tespit etmesi gerektiği açıktır. Ne yazık ki bu nokta; bugüne değin, özellikle Batı düşünce geleneğinde önemli ölçüde ihmale uğramıştır.”

Prof. Duralı biyoloji ahlakını da şu sözlerle tanımlıyor:

“Biyoloji ahlakı; canlı varlık olarak insanın, doğal çevresini eylemleriyle yapay ortama dönüştürmesini, öte yandan, bu eylemlerin doğurduğu sonuçları kâh toptan kâh tek tek ele alan bir biyoloji felsefesi ana dalıdır. Yeni biyolojinin doğuşunun, bir bakıma insanın, canlı olma özelliğini tekrar keşfetmesi sonucunu doğurduğu rahatça söylenebilir. Buradan da kavramlarıyla, ilkeleriyle, uygulamaya dönük kural koyuculuğuyla biyolojiden kaynaklanan özgün bir ahlak anlayışı ve dünya görüşü ortaya çıkmıştır. Söz konusu biyoloji tabanına dayalı ahlak anlayışı ile dünya görüşünün anahtar kavramıysa evrimdir.”

Biyoloji felsefesinin tanımı ve boyutları içinde olan her dalın, başlı başına bir uzmanlık alanı olduğu düşünüldüğünde, ayrıntılı araştırmalar ve incelemeler alanı olan biyoloji felsefesinin, bilim dünyası için ifade ettiği anlam daha net ortaya çıkacaktır. Ancak biyoloji felsefesinin, sadece bilimin ve bilim felsefesinin ötesinde, insan hayatının tümüne dokunduğu unutulmamalıdır.

Prof. Duralı bu nedenle biyoloji felsefesinin başta ABD ve Kanada olmak üzere, bilim ve felsefe araştırmalarının yoğun şekilde yürütüldüğü Almanya, Avusturya, İsviçre, Britanya, Hollanda, Fransa, Polonya, Rusya, Hindistan, İtalya ve İspanya’da hızla geliştiğini de vurguluyor.


Haber-Röportaj: Gökhan Gökçe