Menü
  • Fikri Bağımsızlık
  • Intellectual Independence
  • ا لا ســتقلا ل ا لفكــر ي
  • İbn Haldun Üniversitesi'nin aylık gazetesidir.
  • Açık Medeniyet Gazetesi

Sinema Dünyasında Kim Kimi Dağıtıyor!

Sanatın temel unsurlarından biri muhatabı olsa gerek. Yani hedef kitlesi. Söz konusu edebiyat ise okuyucudur, mimarî ise hem kullanıcı hem “gören”dir. Şüphesiz sinemada da muhatap olunan kitle izleyicidir. Bu kitle, sanat dalının uygulaması ve ulaşım kanallarına göre değişir.

Bir sinema eserinin izleyiciye ilk elden ulaşması için sinema salonunda gösterilmesi gerekir. Buna da teknik olarak “dağıtım” diyoruz. Gazete, kitap alanlarında da olduğu gibi ürünün dağıtım ağına girerek hedef kitleye ulaşımı sağlanır.

Sinema alanındaki dağıtımın aracı sinema salonlarıdır. Ülkemizde son 15 yılın etkisiyle sinema salonları AVM’lere yığıldı. AVM’de olmayan sinema salonu çok azaldı. Dahası, izleyicinin alışkanlığı da artık AVM’den yana. AVM’de olmayan sinema salonunun yolunu kaçımız biliyoruz?

Gelelim temel soruna... Türkiye’de sinema salonlarının ciddi bir kısmı bir grubun elinde. Cem Yılmaz, Yılmaz Erdoğan, Şahan Gökbakar gibi isimlerle kriz yaşayan Mars Group, toplam 3 bin civarındaki salonların 1000’ine yakınının sahibi. Ve bu salonlar en merkezî yerlerdeki ve herkesin aşina olduğu Cinemaximum’lar. Zaten diğer salonların 1000 kadarı da yine 2-3 grubun elinde. Hâliyle, toplam sinema salonlarında tam bir kartel yaşanıyor. Sadece salon sayısı değil, salonların bulunduğu noktalar da çok mühim. Cinemaximum, en merkezî salonları oluşturuyor.

Son zamanlardan yaşanan krizi ayyuka çıkaran şey ise biletin yanında patlamış mısır hediye edilmesi (!) ve bilet fiyatının da 25-30 Türk lirası bandında sabitlenmesi oldu. Bunu Mars Group yapıyor. Filmleri milyonlarca kişi tarafından izlenen isimler ve yapımcılar da bundan pay almak istiyor: “Benim ürünümle ticaret yapıyorsun, kârını artırıyorsun. O hâlde benim kârımı da yükselt!” deniyor. İşte kıyamet de tam burada kopuyor. Yani büyük yapımcılar ve dağıtımcılar birbirine girmese kimsenin haberi olmayacak bu işten!

Hâlbuki dağıtım sorunu dediğimiz şey bu değil. Patlamış mısırda oluşan kârın oranı sinemacıyı ilgilendirmiyor. Filmini 3 milyon kişinin izlediği biri elbette itiraz ediyor. Burada kesinlikle Mars Group haksız. Kârını bölüşmeli. Ancak esas mesele bu değil. Temel sorun gözden kaçıyor böyle olunca.

Büyük yapımcının dağıtım diye bir derdi yok. Filminin izleneceğini düşünen dağıtımcı zaten en güzel yerlerde gösterime sokuyor. Peki, dağıtımcıyı ikna edemeyen sinemacının filmi ne olacak? Nerede gösterilecek? Kim, nasıl ulaşacak bu filme? Asıl dert bu ya da bu olmalı.

Dünyanın her yerinde sinema ikiye ayrılır. Ticarî olan ve olmayan. Ticarî olmayan filmler, ülkelere göre değişiklik göstermekle beraber az izlenir. Kitlesi o kadardır. Ama kamuoyu oluşturma, gelecek nesillere duygu ve fikir bırakma manasında elbette bağımsız sinema, sanat sineması ya da festival sineması dediğimiz alana ait ürünler daha kalıcı olur. Duyguya, sezgiye ve fikre etki eden filmler bunlardır. Kültürel kodu daha çok taşıyan ya da taşıması gereken de bunlardır. İran sinemasının meşhur filmleri bunlara örnektir.

“Küçük yapımcı” (ifade çok doğru olmamakla beraber meramı ifade etmesi açısından öyle söylemek gerekiyor), filmini gösterecek salon bulmakta zorlanıyor. Dünya festivallerini dolaşan, ödüller alan, dünyaya Türkiye’yi anlatan yani bizim adımıza dünyaya seslenen, dünya ile konuşan filmler, bunlardır. Dünya çapında başarı kazanacak büyük prodüksiyonlu işler yapamadığımız için (sektörel olarak gücümüz yetmiyor) dünya ile konuşmamızı sağlayan filmler festival filmleri oluyor. Ancak Türkiye’deki sistem öylesine çarpık ki dünyaya sözümüzü taşıyan filmler ülkemizde insanımızla buluşamıyor. İşte dağıtım sorunu dediğimiz şey tam olarak bu.

İzlenme garantisi olmayan filmi dağıtımcı neden göstersin? Evet, ilk bakışta mantıklı bir bakış. Herkes işin ticaretinde. Lakin sinema, sadece ticarî bir faaliyet değil. Hatta sinemanın ticarî boyutu en son ele alınmalı. Serbest piyasa ortamında kimse bu işten bir gelir elde etmesin demiyorum/diyemem elbette ama asıl sorun bu işin sadece ticarî olarak kalmasıdır. Derdimiz ticarî olmayan filmlere de en azından kendini gösterebilecek kadar alan açılmasıdır.

Burada özel sektörden çok devlete de vazife düşüyor. Yıllardır dillendirilen bir sorun için devlet ne yapabilir? Alternatifi kendi oluşturmuyorsa da alternatif oluşmasını sağlayabilir. Yeni sinema kanununda buna dair gelişmeler var. Sanatçıların telif haklarının sözleşmeyle korunması ve yapımcılarla sinema işletmecilerinin telif sözleşmeleri yapması gibi hususlar düzenlenecek. Ancak mevcut yasalar da temelden bu işi çözemez.

En etkili ve çabuk çözüm yolu yeni salonların devreye sokulması. Bunun için belediyelere ciddi görev düşüyor. İstanbul çok önemli değil ama Anadolu’daki belediyeler, kültür merkezlerindeki salonları gösterime uygun hâle getirilip alternatif dağıtım imkânı sunabilir. Böylece, dağıtım tekelinin beli kırılabilir.

--

İbn Haldun Üniversitesi Basın Müşaviri.