Menü
  • Fikri Bağımsızlık
  • Intellectual Independence
  • ا لا ســتقلا ل ا لفكــر ي
  • İbn Haldun Üniversitesi'nin aylık gazetesidir.
  • Açık Medeniyet Gazetesi

Fütüvvet Kavramı Ve Tarihi

Fütüvvetin kökeni “fetâ”dır. Fetâ; yiğit, fütüvvet de yiğitlik anlamına gelmektedir. Fetânın çoğulu da “fityan”dır. Fütüvvet; toplumdaki kardeşliği, yiğitliği, mertliği, yardım ve dayanışmayı temsil eden ve zaman içerisinde gelenekselleşmiş hem toplumsal bir kurum hem de daha sonraları örgütlenmiş bir meslek kuruluşudur. Aynı zamanda tasavvuf erbabı tarafından benimsenmiş bir kavramdır. Bu kavramın tarihsel köklerine baktığımızda çok eski dönemlere kadar gittiği görülmektedir. İslamiyet öncesindeki Arap toplumunda da fütüvvet adlı bir teşkilat olduğu bilinmektedir.

Fütüvvetin kurumsallaşması ve yaygınlaşması Abbasi Halifesi Nasır-Lidinillah (1180-1225) dönemine rastlar. Fakat zaten MS 8. yüzyılda Horasan ve Maveraünnehir gibi Türk yurtlarında yayıldığı bilinmektedir. Öyle ki fütüvvet konusunda ilk önemli kitap olan Kitab’ül Fütüvve ismindeki eser Horasanlı âlim Muhammed Sülemi tarafından yazılmıştır. Yine bu diyarlardaki Ahmet Yesevî tasavvuf öğretisi alperenler arasında yayılmış ve genel kabul görmüştür. Fütüvvet kurumunun ilkeleriyle beraber tasavvufî öğretiler birleşmiş ve Türklere mahsus, özgün bir yorum doğmuştur. Bu daha sonraları yine Azerbaycan’ın Hoy kentinden gelen Ahi Evran tarafından Anadolu topraklarında yayılmış ve Selçuklu ve Osmanlılarda bilinen Ahilik ve Loca teşkilatları doğmuş ve 20. yüzyıla kadar varlığını sürdüren sosyal ve ekonomik bir kurum olarak varlığını sürdürmüştür.

Fütüvvetnameler ihtiyaca binaen yazılmış kısa ya da uzun risaleler ve metinlerdir. O dönemlerde Anadolu topraklarında yazılmış Arapça ve Farsça fütüvvetnameler olduğu gibi Öz Türkçe yazılmış olanları da vardır. Nesir şeklinde yazılanlar olduğu gibi nazım şeklinde de yazılanlar olmuştur. Tanzimat’tan sonra da daha Batı tarzında olan Edeb-i Muaşeret kitapları yazılmıştır.

Ahi teşkilatına ait ilk ve en önemli bilgileri Fas’ın Tanca şehrinden gelerek, 1333 yılında Anadolu’yu karış karış gezen İbn Battuta’nın seyahatnamesinden öğreniyoruz. Anadolu Beylikleri dönemine de denk gelen bu süreçte, Anadolu’da fütüvvet teşkilatının, Ahilik olarak var olduğu görünmektedir. Bu dönemde toplumu ayakta tutan ve dirliğini birliğini sağlayan en önemli kurumun Ahilik teşkilatı olduğunu görmekteyiz. Anadolu’nun tüm köylerinde, kasabalarında ve şehirlerinde örgütlenen bu yapı Melamîlik tarikatından etkilenmiştir. Temele insanı koyan bu bakış açısında, hoşgörü, kendi nefsinden feragat etme, sır tutma, dürüst olma ve başkalarına yardım etme en önemli erdemlerden kabul edilmektedir. Tekke ve zaviyelerde hem meslekî eğitim hem de terbiye eğitimi usta-çırak ilişkisi içerisinde verilmektedir. Etik kurallar ve dürüstlük en önemli prensip olarak öğretilmektedir. Yine bugünkü Anadolu insanının karakterini oluşturan cömertlik ve misafirperverliğinde kökenleri o döneme uzanmaktadır. İbn Battuta da o dönemde Anadolu’daki Türklerin çok cömert ve misafirperver olduğundan bahsetmektedir. Misafirlerin yeme ve barınma ihtiyaçları ücretsiz karşılandığı gibi binek hayvanlarına da bakılır, yolculara hediye ve para da verilirdi.  Bu kurumlar toplumda hem meslekî eğitim yapmış hem de mesleklerin kalite ve standartlarının oluşması için temel olan kuralları oluşturmuşlardır.

Kaynaklar:

Ebubekir Aytekin (2017). Tarihten Günümüze Fütüvvet ve Ahilik. İstanbul, Kayıhan Yayınları.

Sabahattin Güllülü (1992). Sosyoloji Açısından Ahi Birlikleri. İstanbul, Ötüken Yayınları.

-

İbn Haldun Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölüm Başkanı.