Menü
  • Fikri Bağımsızlık
  • Intellectual Independence
  • ا لا ســتقلا ل ا لفكــر ي
  • İbn Haldun Üniversitesi'nin aylık gazetesidir.
  • Açık Medeniyet Gazetesi

Eski köyü tazeleyen âdetler…

“Bizim gençliğimiz böyle değildi” ya da “Ben gençken böyle değildim yahu!”…

Bu iki cümleyi çok kurar benim yaşıma gelince insanlar. Açık yüreklilikle söylemek gerekir ki her kim böyle bir cümleye yelteniyorsa biraz kendini avutuyordur. Gençlik; hata yapmanın, zaman zaman saçmalamanın, dağılmanın, toparlanırken debelenmenin, öğrenirken acı çekmenin, anlamamanın, anlamaya çalışırken yıpranmanın ve bunun gibi bizi hayata hazırlayan daha pek çok ruh hâlinin utanç değil, zorunluluk mahallidir. Gelgelelim güzeldir de. Hem de çok güzeldir. Gençliği geride bırakmak üzere olan herkes, şöyle derinden bir iç çekişle yaşadığı onca olası sıkıntıya rağmen aynı özlemi duyar.

Bir kere tazesindir. Çünkü gençlik, tazelenmek ve diri olmanın sembolüdür. Yorulmazsın. Vücudun sana direnç göstermez. Çünkü sağlam olmanın hakiki tanımı, gençlikte saklıdır. Yaş ilerledikçe kırılmalar ve yaralanmalar birikir. İlaveten bünye yoruldukça, yaralar zor iyileşir, zor kapanır. Oysa gençlik; tüm hasarların, tüm yaraların umutla çabucak sarıldığı ve iyileşebildiği bir sadelik; hayatın reviridir aslında. Bu nedenle gençlik, herkese şifa verir. Gençlik hızdır, harekettir; hareketin verdiği heyecandır. Durmadan yaşayabilmek ama durup dururken her şeyi olabilmek hürriyetidir. Oysa yaş ilerledikçe her şeyin bir kuralı, vakti, saati belirlenir. Sanılanın aksine; zaman ilerledikçe kuralları biz koymayız. Biz, var olan sistematiğin ve zamanın esiri hâline geliriz. O vakit, içimizden geçen son gençlik hürriyeti de “bir uhde” hâlinde rafa kaldırılır. Gençlik, hayal kurabilmenin zorlamayla değil, kendiliğinden yeşerdiği, verimli bir topraktır. O toprağa ektiğiniz her tohum, hayaller gibidir; filizlenir, kök salar ve zamanla meyvelerini verir. Nasıl ki bir tohumun yeşermesi ve ilk filizi; emek, sabır ve ihtimam gerektiriyorsa gençlerin filizlenmesi, hayallerinin yeşermesi ve onların kök salması da aynı derecede ihtimam ve sabır gerektirir. Ne derler; toprakla uğraşmak, insanı zinde ve hayat dolu yapar.  

Bir filizi kırmakla bir gençliği hayal kırıklığına uğratmak aynı derecede vebaldir. Hayali kırılan gençlik, güvenden mahrum büyür ve hakiki meyvesini bir türlü veremez. Oysa güvenmek, öyle özenli bir nimettir ki bizi, birbirimize mevkuf ve mahpus değil; sahip kılar. Güvenini kaybetmiş bir gençliğe sahip çıkmak zorlaşır.

Belki de asıl hatayı bizler yapıyoruz. Bu kadar özlemini çektiğimiz gençliğe rağmen, genç olmanın verdiği her hâl için onları suçluyoruz. Gençleri; çabucak büyümeye, olgunlaşmaya ve kocalmaya zorluyoruz. Bizim gibi düşünsünler, anlasınlar, konuşsunlar, davransınlar diyoruz. Oysa zaman farklı, koşullar farklı, zorunluluklar ve hedefler farklı; ezcümle onlar, bizden farklı. Ama bizim geçtiğimiz aynı yerden geçiyorlar hem de aynı ruh heyecanlarıyla. Hepimiz genç olmadık mı? Bizi izliyorlar, yaptıklarımızı sorguluyorlar, karşı çıkıyor ya da kabulleniyorlar. Bizi, örnek alıyorlar. Biz, onların “örneği”, “rol modeli” olmaya hazır mıyız? Biz, gençliğin verimli toprağına ektiğimiz her tohumdan sorumluyuz. Değerlerimize sahip çıkmalarını istiyorsak değerlerimize önce biz sahip çıkmalıyız. Savrulmalarından endişe ediyorsak önce biz sağlam durmayı öğrenmeliyiz. Yanlış kişileri ya da duyguları örnek almalarından şikâyet ediyorsak o hâlde onlar için “doğru modeller” hâlinde yaşamalı, onlara doğru modeller sunmalıyız. İşimiz gücümüz başımızdan o kadar aşmış ki onları görmüyoruz aslında ve maalesef bizim boş bıraktığımız o topraklara, başkaları gelip istedikleri tohumu ekiyorlar.

Bir gence örnek olmak için yaşlanmak gerekmez. Yaşlanmak; “imkânsız” kelimesini kabullenmek, hayattan öğrenebileceklerinden umudu kesmek ve kendini atalete teslim etmektir. Bu nedenle yaşlanmanın başlaması için yaş sınırı yoktur. Tıpkı gençliğin bitişini belgeleyen bir yaş sınırının olmaması gibi. Gençleri kendi hâllerine terk edip onlara sonsuz imkânlar sunarak mı olgunlaştıracağız? Yoksa duruşumuz, hikâyemiz, hayattan aldıklarımız ve ona verdiklerimizle capcanlı birer örnek olarak gençliğin karşısında durarak mı? İkincisi daha akla yatkın geliyor. Elbette daha zor ve daha sabır gerektiren bir seçenek ama tohumlar da toprakta filizlenmek için aynı sabrı ve emeği istemiyor mu? Gençliğimiz yani yarınımız yani bugün yorgunluktan bizi ayakta zor duracak hale getiren tüm hayatımızın gerçek varisleri, bu kadar emeği ve özeni hak etmiyor mu? Onlara; onlar kadar canlı, onlar kadar umutlu, onlar kadar hevesli “genç örnekler” olmalıyız.

Ben, kendi gençliğimin ömrünü uzatmak ve yazının ikinci paragrafında dillendirilen hâlleri hep diri tutmak adına gençlerle çalışırım. Zordur ama sizi ataletten alıkoyar ve sürekli hafızanızı tazeler. Gençlerle çalışıyorsanız her gün kaseti başa sarar ve kendi gençliğinizi yeniden yaşatırsınız. Hayata karşı sağlam durmanın ve direncin öz güvenini yaşarsınız. Öğrendiklerinizi aktarır ve yenilerine yer açarsınız. Çünkü gençlik; her zaman yaş değil, biraz da tavır meselesidir. Bize lazım gelen yaşlanmak değil, genç bir olgunluktur; taze, diri, heyecanlı, hareketli, umutlu, hayata açık... Öyle ki rafa kaldırılan uhdeler, yaşamın sonlanmasına az bir süre kala bizden hesap sormasın. Dikkat edelim ki bir gün gençliğimiz, bizden hesap sormasın… Hepimiz gençken böyleydik.

--

MÜSİAD Genel Başkanı.