Menü
  • Fikri Bağımsızlık
  • Intellectual Independence
  • ا لا ســتقلا ل ا لفكــر ي
  • İbn Haldun Üniversitesi'nin aylık gazetesidir.
  • Açık Medeniyet Gazetesi

“Biz dünyanın neresinde bir mazlum varsa elini uzatan bir milletiz”

Röportaj: Muhammed Akaydın
Fotoğraflar: Mehmet Bayram

Son bir yıl içerisinde Türkiye’de iletişim denilince akla ilk gelen isim, şüphesiz ki Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Fahrettin Altun’dur… Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile birlikte ihdas edilen Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, yeni sistemin en önde gelen kurumlarından biri oldu. Fahrettin Altun, göreve gelir gelmez birçok sorunla eş zamanlı olarak mücadele etmek zorunda kaldı. Bunların başında Kaşıkçı cinayetini sayabiliriz. Dünyanın birçok noktasından birçok kara propagandaya maruz kalan ülkemiz, Fahrettin Altun’un öncülüğündeki İletişim Başkanlığı sayesinde bunların üstesinden ustalıkla gelmeyi başardı. Altun, tüm bu devasa sorunlarla mücadele ederken, aynı zamanda yeni sistemi de kurguluyordu. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın çalışma temposunu bilmeyen yoktur. Cumhurbaşkanımızın en yakın çalışma arkadaşlarından biri olan Fahrettin Altun da bu çalışma temposuna rağmen röportaj talebimizi geri çevirmedi, kendisine minnettarım… Görevdeki 1 yılını dolduracak olan Fahrettin Altun’a Açık Medeniyet gazetesi olarak gündemdeki birçok önemli soruyu samimiyetle sorduk ve kendisi de samimiyetle cevap verdi. 

-------------------------------

Fahrettin Bey, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı gibi zor ve özellikle günümüzde yaşanan gelişmelerle sürekli göz önünde bulunan bir kurumu yönetiyorsunuz. Öncelikle neler yapıyor Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı? Bir çerçeve çizmeniz mümkün mü?
Türkiye olarak çetin bir coğrafyada bulunuyoruz. Diğer yandan küresel alanda da giderek sertleşen bir mücadele söz konusu... Varlık mücadelesi verdiğimiz bu ortam, zorluklarla birlikte hiç kuşkusuz önemli imkânlar da getiriyor. Somut olarak görüyoruz ki Türkiye, 2000’den itibaren bölgesinde etkin bir güç hâline geldi. Bu durum ülkemizin küresel alandaki konumunu önemli ölçüde belirledi. Bu noktada elde ettiğimiz kazanımlara güçlü devletimiz, dayanıklı ekonomimiz, dinamik beşerî sermayemiz ve bu dönem boyunca sahip olduğumuz güçlü liderlik çok önemli katkılar sundu.

İşte Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, bu imkânların kurumsallaştırılması noktasında son derece önemli bir adım oldu. Bu sayede önümüzdeki meydan okumalar karşısında devlet yönetimimiz daha etkin bir yapıya kavuşurken, kamu idaresinde hız ve performans, bir norm hâlini aldı. Böyle bir ortamda iletişim hiç olmadığı kadar stratejik şekilde önem kazandı.

Bu ihtiyaca binaen yeni sistemde doğrudan Cumhurbaşkanlığına bağlı bir kurum olarak İletişim Başkanlığı ihdas edildi. Aslında Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, tüm devlet kurumlarının iş birliği ve iletişim içerisinde olmasını gerektiren yeni Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin en somut göstergelerinden biri.

Makro bir perspektifle devletin iletişim stratejisinin teşekkülü noktasında İletişim Başkanlığına önemli ödev ve yetkiler verildi. Başlıca fonksiyonlarımız arasında ulusal iletişim politikasını yürütmek, devletin iletişiminin koordinasyonunu sağlamak ve söylem birliğini tesis etmek, kamu kurum ve kuruluşlarının kamusal iletişim standartlarını belirlemek, kamu diplomasisi faaliyetlerini yürütmek, devletimiz ile milletimiz arasındaki ilişkiyi yönetmek, etkin ve nitelikli şekilde işleyen bir medya alanı oluşturmak bulunuyor. 

“Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, tüm devlet kurumlarının iş birliği ve iletişim içerisinde olmasını gerektiren yeni Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin en somut göstergelerinden biri.”

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının odak noktasını nasıl belirlediniz, bu noktayı nasıl tarif edersiniz?
Esasında her şeyden önce milletin, bayrağın, vatanın, devletin içeride ve dışarıda itibarının artırılmasına katkı sunmak istiyoruz. “Milletimizin sesini, devletimizin haklı mücadelesini bütün dünyaya duyurmak!” olarak tarif ettiğimiz amacımızın gerçekleşmesi için çok boyutlu ve çok paydaşlı çalışmalar yürütüyoruz. Devletimizin tüm kurumları, ulusal ve uluslararası medya, düşünce kuruluşları, dernekler ve özel sektör kuruluşlarıyla iç içe geçen iletişim ağları kuruyoruz. Bu birliktelikle ortaya çıkan sinerjiyi etkin bir şekilde yönetmek takdir edersiniz ki hem çok zor hem çok heyecan verici. Ayrıca biz bu süreci yalnızca siyasetle de sınırlandırmıyoruz. Çünkü ülke olarak bizim sadece siyasette değil akademi, sanat, kültür, spor ve daha pek çok alanda söyleyecek sözümüz var. Dolayısıyla biz de stratejik iletişimin bütün imkânlarını kullanarak her alanda ülkemizin nitelikli temsiline öncelik veriyoruz.

Aslında iletişim, çok geniş ve kapsayıcı bir alan. Bizim çalışma alanımızın ne kadar geniş olduğunu da buradan tahmin edebilirsiniz. Bu geniş alan içinde olabildiğince koordineli ve planlı faaliyetler yürütmeye çalışıyoruz. İletişim Başkanlığı olarak bakanlıklardan sivil toplum kuruluşlarına kadar tüm kurum ve paydaşlarla daha fazla etkileşim içinde olacağımız bir yapı kurduk. Bundan sonraki aşamada uygulama süreci içinde etkileşimi artırmaya, verimliliği yükseltmeye ve hem uzmanlık hem de birikim anlamında derinleşmeyi sağlamaya odaklanıyoruz.

“Amacımızı; milletimizin sesini, devletimizin haklı mücadelesini bütün dünyaya duyurmak olarak tarif edebiliriz.”

Sayın Başkanım, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı görevine atanmanızın ardından yaklaşık 1 yıl geçti. Geriye dönüp baktığınızda, bu 1 yıl içinde “çok iyi yaptık” ve “daha iyi olabilirdik” dediğiniz neler var? Gelecek projelerinizi de bu kapsamda paylaşır mısınız?
25 Temmuz 2018’de Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı olarak atandığım günden bu yana önümüzde iletişim açısından yönetilmesi gereken hep sıcak ve büyük konular oldu. Bütün bu süreçleri Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı çatısı altında teşkilattan personele geniş bir yelpazedeki yeniden yapılanma çalışmalarıyla birlikte yürütmek zorunda kaldık. Bu iki süreci birlikte yürütmenin bile önemli olduğunu düşünüyorum. Açıkçası bu süreçte yürüttüğümüz faaliyetler daha önceki çalışmalarla birçok açıdan farklılaştığından kendi çalışmalarımızı kıyaslayabileceğimiz somut ölçütler bulmakta zorlanıyoruz. Bu sebeple faaliyetlerimizi değerlendirirken, çoğu kez kurumsal kapasitemiz ile çalışma potansiyelimizi referans alıyoruz. 

“Faaliyetlerimizi değerlendirirken, çoğu kez kurumsal kapasitemiz ile çalışma potansiyelimizi referans alıyoruz.”

İlk olarak, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak birinci hizmet yılımızı proje alanında uluslararası bir ödülle kapatmanın mutluluğunu yaşadık. Bilindiği üzere, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı uhdesinde çalışmalarını yürüten Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi (CİMER), ana faaliyet alanlarımız arasında bulunan “devlet-toplum ilişkisini güçlendirmek” bağlamında çok önemli bir fonksiyon icra ediyor. Birleşmiş Milletler Uluslararası Telekomünikasyon Birliğinin Cenevre’de düzenlediği Dünya Bilgi Toplumu Zirvesinde 18 kategoride toplam 1.064 adayın katılımıyla gerçekleştirilen ve 2 milyondan fazla oyun kullanıldığı yarışmada CİMER, “Bilgiye Erişim” alanında 366 proje arasından “En İyi Proje” olarak seçildi. 

“Dünya Bilgi Toplumu Zirvesinde 18 kategoride toplam 1.064 adayın katılımıyla gerçekleştirilen ve 2 milyondan fazla oyun kullanıldığı yarışmada CİMER, ‘Bilgiye Erişim’ alanında 366 proje arasından ‘En İyi Proje’ olarak seçildi.”

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, gücünü doğrudan millet iradesinden alan bir sistem olduğundan biz de kurum olarak hazırlık aşamasındaki projelerimizin en önemli paydaşı olarak halkımızı belirledik. Buradan hareketle vatandaşların öneri ve fikirlerini ilgili kamu kurumlarına doğrudan aktarabilmeleri ve hayata geçirebilmeleri amacıyla, “Ülkem İçin Bir Fikrim Var” projesini başlattık. Çünkü biliyoruz ki aile ve arkadaş sohbetlerinde zikredilen, lise ve üniversite kantinlerinde konuşulan, çocukların temiz ve berrak zihinlerinden geçen çok güzel fikirler var. 82 milyon zihnin aktif katılımıyla gerçekleşecek bir beyin fırtınası ile Türkiye’nin 2023, 2053 ve 2071 hedeflerine yürüyüşünü hızlandırılmak istiyoruz.

Fahrettin Altun Açık Medeniyet

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçilmesiyle daha etkin fonksiyon icra edecek şekilde yeniden yapılandırılan ve sayısı 16’ya indirilen bakanlıkların amblem ve logoları da Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının koordinasyonunda yürütülen çalışma sonucunda yenilendi. Yenilenen logolar, Cumhurbaşkanlığının kurumsal kimliğiyle bütünleşik görünüm arz edecek şekilde tasarlandı.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak tüm dünyada Türkiye markasını güçlendirmek vizyonuyla ve aktif kamu diplomasisi hedefiyle süreklilik arz eden birtakım faaliyetlere başladık. Yurt dışında önemli şehirlerde Bugünün Türkiyesi (Today Turkey) ve Türkiye Konuşmaları (Turkey Talks) panel serilerini düzenliyoruz. Son olarak önce Japonya’da, “Değişen Dünyada Türk Dış Politikası-Küresel Zorluklar ve Bölgesel Tehditlerle Mücadele” panelini; ardından Pekin’de, “Yeni Dönemde Türkiye ve Çin: İkili Perspektifle Küresel Zorluklarla Mücadele” panelini gerçekleştirdik. 

Gelecekle ilgili projeler sorunuza gelecek olursak; ülkemizin bir ulusal iletişim stratejisine ihtiyaç duyduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle kolları sıvadık ve bahse konu stratejinin oluşturulabilmesi amacıyla gerekli çalışmaları başlattık. Ülkemizin ulusal iletişim stratejisine dair bir politika belgesinin oluşturulması ve hayata geçirilmesine katkı sunması amacıyla 10-11 Mayıs 2019 tarihleri arasında “Kamusal İletişimde Standartlar, Entegrasyon ve Koordinasyon Çalıştayı” düzenledik. Çalıştaya bütün bakanlıkların ve Cumhurbaşkanlığına bağlı başkanlıkların basın ve halkla ilişkiler müşavirleri ve yetkilileri katıldı. Oldukça verimli geçen çalıştayda ulusal iletişim stratejisinin yanı sıra bakanlıklar ve kamu kurumları için iletişim planlaması, kriz iletişiminde kurumlar arası koordinasyon ve kamu diplomasisi stratejisi gibi konuları ortak akıl toplantı yöntemi ile ele aldık. Bu vesile ile yakın bir gelecekte ülkemizin dünyadaki saygın konumuna uygun bir ulusal iletişim strateji belgesine sahip olacağımızı ifade etmek istiyorum. 

“Yakın bir gelecekte ülkemizin dünyadaki saygın konumuna uygun bir ulusal iletişim strateji belgesine sahip olacağımızı ifade etmek istiyorum.”

Bildiğiniz üzere, Sayın Cumhurbaşkanımızın imzasıyla 1 Haziran 2019 tarihinde yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile 15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü anma etkinlikleri Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının koordinasyonunda yürütülecek. Bu çerçevede; genel stratejinin oluşturulmasını, iletişimin etkin ve verimli bir şekilde yürütülmesi amacıyla iletişim kanallarının yaratılmasını, eş güdüm ve koordinasyonun tam anlamıyla işletilmesini sağlamak için Başkanlığımız bünyesinde bir çalışma ekibi oluşturuldu. Bu etkinliklerin 15 Temmuz ruhuna uygun bir şekilde gerçekleştirilebilmesi hem kamu kurumlarının kendi aralarında hem de sivil toplum örgütleri, medya ve üniversiteler arasında yakın bir iş birliği ve koordinasyonun sağlanmasına imkân verecek. Bu noktada ayrıca halkı bütünüyle kucaklayan etkinliklerin tasarlanmasına da gayret gösteriyoruz. Ekibimiz bu amaçla “15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü Anma Etkinlikleri Strateji Belgesi” hazırladı. 15 Temmuz etkinliklerinin eylem ve söylem stratejisini ayrı ayrı ele alan, yurt içi ve yurt dışındaki etkinlikleri farklı kategorilerde değerlendiren, ulusal ve uluslararası stratejileri ayrı başlıklar altında toplayan kapsamlı ve derinlikli bir metin olan strateji belgesi, paydaş kamu kurum ve kuruluşları ile STK temsilcileri ile paylaşılarak müzakere edildi. Böylece 15 Temmuz etkinlikleri bu yıldan itibaren Cumhurbaşkanlığımızın koordinesinde, başta İstanbul ve Ankara olmak üzere 81 vilayetimizde sahip olduğu ruha uygun bir şekilde gerçekleştirilecek.

Fahrettin Altun Açık Medeniyet

Aslında bunlar gibi daha birçok çalışma sayabilirim. Kurumuza yüklenen sorumluluk ve beklenti doğrultusunda eksikliklerimizi tamamlayarak hep daha iyiye doğru gayret göstermeye devam ediyoruz. 

“15 Temmuz etkinlikleri bu yıldan itibaren Cumhurbaşkanlığımızın koordinesinde, başta İstanbul ve Ankara olmak üzere 81 vilayetimizde sahip olduğu ruha uygun bir şekilde gerçekleştirilecek.”

Kısa süre önce verdiğiniz bir mülakatta, “İletişim, artık ‘olsa iyi olur’ değil ‘olmazsa olmaz’ kategorisinde yer alıyor. Türkiye’nin hedef kitlesi neredeyse artık tüm dünya” ifadelerini kullandınız. Bundan kastınız tam olarak neydi?
Başta da belirttiğim gibi, Türkiye çeşitli bölgesel krizler ve küresel zorluklarla mücadele ediyor. Hem sahada hem masada yürüttüğümüz mücadelenin iletişiminin de kritik önemi haiz.  Çünkü bu mücadelede, ülkemizin tezlerini ve iddialarını bütün dünyaya sağlıklı bir şekilde duyurması elzem hâle geldi. Bu nedenle en önemli fonksiyonlarımızdan biri olarak kamu diplomasisini görüyoruz. Bunun da 3 ayağı bulunuyor. Birincisi, bu noktada en fazla meşgul olduğumuz husus olan günlük iletişim akışının sağlıklı bir şekilde işletilmesi. Bir başka deyişle olan bitenin devletimizin perspektifinden dış kamuoyuna aktarılması. Gelişmeleri kara propagandaların gölgesinden çıkararak doğru bir şekilde formül edip dış kamuoyuna çok açık, net ve olduğu gibi anlatma noktasında yoğun bir gayret sarf ediyoruz. Esasen kamu diplomasisi bağlamında sadece İletişim Başkanlığımız değil birçok kurumumuzun da çabaları var. Bu anlamda ülkemiz adına giderek artan bir birikim de söz konusu.

İkinci sırada kısa, orta ve uzun vadede karşılıkları olan ve dış kamuoyunu etkilemeye dönük stratejik iletişim kampanyaları düzenlemek geliyor. Bu noktada yapılacak çok şey olduğunu ifade etmek durumundayım. Kamu diplomasisinin üçüncü ayağı olarak dış dünyada ülkemizin çıkarlarını savunan stratejik aktörlere yatırım yapmayı görüyoruz. Bu da lobi faaliyetlerinden öğrenci değişim ve burs programlarına kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Bu noktada uzun yıllardır önemli yatırımlar yapılsa da bunlar parçalı bir görünüm arz ediyor ve ciddi bir koordinasyon gerektiriyor. Bütün bunları bir araya getirdiğimizde iletişimi, yan alan değil esas hareket zemini olarak görmemiz icap ediyor.

“İletişimi, yan alan değil esas hareket zemini olarak görmemiz icap ediyor.”

Aslında göreve atanmanızın ardından tüm dünyayı etkileyen bir “Kaşıkçı Cinayeti” ile karşı karşıya kaldınız. Bu sürecin yönetilmesinde Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı nasıl bir rol oynadı? O dönemde, Türkiye’nin imajı yükseldi ve “Kaşıkçı Cinayeti” ile Türkiye’ye yönelik planlanan uluslararası “bir proje” boşa düşürüldü. Bunu nasıl sağladınız? 
Cemal Kaşıkçı cinayeti işlendiği yer ve yaşanan vahşetin boyutu itibarıyla eşi benzeri görülmemiş bir olaydı. Aliya İzzetbegoviç’in Srebrenitsa Soykırımı için ifade ettiği, “Aslına bakarsanız içinde yaşadığımız mekân ve çağdan dolayı bir katliam beklemiyorduk!” sözlerini hatırlatırcasına böyle bir vahşetin dünyanın gözü önünde bu zaman diliminde işlenmesi akıl alır gibi değildi.

Olayın ilk anlarında bazı ülkelerin, yayın organlarının ve kuruluşların cinayetin üstünü örtme tutumları, şu an unutturma ve görmezden gelme olarak devam ediyor. Türkiye, en başından beri adaletin tesisi ve bu menfur cinayetin aydınlatılması için Cumhurbaşkanımızın kararlı duruşuyla tüm imkânlarını seferber etti. Her platformda olayın takipçisi olacağımızı belirterek, Kaşıkçı cinayetinin üstünün örtülmesine izin vermeyeceğimizi dile getirdik. Ucu kime dokunursa dokunsun bu cinayetinin sorumlularından hesap sorulmasının uluslararası toplumun öncelikli görevi olduğunu hatırlattık. 

“Her platformda olayın takipçisi olacağımızı belirterek, Kaşıkçı cinayetinin üstünün örtülmesine izin vermeyeceğimizi dile getirdik. Ucu kime dokunursa dokunsun bu cinayetinin sorumlularından hesap sorulmasının uluslararası toplumun öncelikli görevi olduğunu hatırlattık.”

Olayın faturasını Türkiye’ye yıkma girişimlerini ve aleyhimize yürütülen kara propaganda faaliyetlerini bertaraf ettik. Bu süreçte Kaşıkçı cinayetine ilişkin elde edilen detaylar, diplomatik kanallar ve uluslararası medya aracılığıyla paylaşıldı. Sayın Cumhurbaşkanımızın yakın takibi, ilgili birimlerimizin gayreti ve yürüttüğümüz diplomatik çabalarla gerçeğin ortaya çıkmasına katkı sağladık. Bu sürecin iletişiminin koordinasyonu anlamında İletişim Başkanlığı da kritik bir fonksiyon icra etti. 

Biz dünyanın neresinde bir mazlum varsa elini uzatan bir milletiz. Adaletin sağlanması için çaba sarf eden bir devletiz. Bu duruşumuzdan uluslararası platformda da taviz vermedik, vermeyeceğiz. Türkiye olarak bu meseleyi gündemde tuttuk. Bugün geldiğimiz noktada BM Raporunda, “Suudi Arabistan, diplomatik ayrıcalıkların istismarı ve kendi toprakları dışında güç kullanımı yasağını ihlal etmekten ötürü Türk hükümetinden özür dilemeli” ifadesinin yer aldığını görüyoruz. Yani BM bizim tutumumuzu haklı buldu. 

2006 yılında tamamladığınız doktora teziniz, “Medya Teorilerinin Karşılaştırılmalı Analizi” başlığını taşıyordu. Buradan yola çıkarsanız, günümüzde, tek kutupluluktan çok kutupluluğa doğru gidilen ve liberal dünya düzeninin etkisini yitirdiği bir dönemde, “iletişim” nasıl bir önem kazandı? Yani iletişiminin “algı” boyutu daha mı öne çıktı?
Günümüz dünyasında gerek bireyler arası gerekse de devletlerarası iletişimin önem kazandığı bir gerçek. Örneğin bireyler arası iletişimin en yoğun yaşandığı sosyal medyanın yaygınlaşması, hem bireylerin siyasete katılımını sağlaması ve hem de fikirlerin özgürce ifade edilmesi açısından değerlidir.

“Bireyler arası iletişimin en yoğun yaşandığı sosyal medyanın yaygınlaşması, hem bireylerin siyasete katılımını sağlaması ve hem de fikirlerin özgürce ifade edilmesi açısından değerlidir.”

Devletlerarası iletişimde ise çok kutupluluğa doğru gidişin etkileri görülüyor. Nitekim her devlet kendi çıkarlarını korumak, kendi bölgesinde ve uluslararası toplum içinde söz sahibi olmak için iletişimin algı boyutuna ağırlık veriyor. Devletlerin bu çalışmalarında, hem kamu diplomasisinin örneklerini hem de propagandayı ve algı operasyonlarını görmek mümkün. Örneğin ülkemizdeki medyanın çeşitliliğine ve her siyasî görüşten gazetecinin fikrini özgürce ifade edebildiği bir ortamın olmasına rağmen, bazı devletler ve uluslararası kurumlar haksız biçimde bunun aksini iddia ederek Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğünün olmadığını iddia ederek iletişimi ülkemiz üzerinde bir baskı aracı olarak kullanmaya çalışıyor.

Bugün özellikle sahada yaşanan vesayet savaşlarının yanında bir “iletişim savaşı” yaşandığı da söylenebilir. Bu ifadeye katılır mısınız? Türkiye, bu iletişim savaşında nasıl bir strateji geliştiriyor ve özellikle bunun uygulamasında hangi adımlar planlanıyor?
Söylediğiniz ifadeye katılmak elbette mümkün. Özellikle Suriye ekseninde Türkiye aleyhine yürütülen kara propaganda faaliyetleri pekâlâ bir iletişim savaşı olarak nitelendirilebilir. Biz sadece sahada mücadele vermiyoruz. Dezenformasyon ve manipülasyon içerikli bilgilerle de savaşıyoruz. Bu ortamda doğru iletişim stratejisinin kullanılması gitgide daha fazla önem kazanıyor.

“Suriye ekseninde Türkiye aleyhine yürütülen kara propaganda faaliyetleri pekâlâ bir iletişim savaşı olarak nitelendirilebilir. Biz sadece sahada mücadele vermiyoruz. Dezenformasyon ve manipülasyon içerikli bilgilerle de savaşıyoruz.”

Mevcut ortamda algı operasyonları ve uluslararası kamuoyunda yanlış kanaatlerin oluşturulmasına yönelik çabalar dikkat çekiyor. Kaşıkçı cinayeti örneğinde Türkiye’nin doğru bir iletişim stratejisiyle uluslararası medya ve kurumları harekete geçirebildiğini gördük. Türkiye’nin açık ve şeffaf şekilde yürüttüğü bu süreçte hakkımızda olumsuz algı yaratma çabaları başarısız oldu. Aslında içeride ve dışarıda her gün farklı ölçeklerde algı operasyonlarıyla mücadele ediyoruz. Önümüzdeki süreçte de Türkiye, gerçekleri şeffaf bir şekilde paylaşarak gerçek ile kamuoyu algısı arasındaki makasın açılmasını önlemeye devam edecek.

Bu çerçevede Türkiye’nin ve dolayısıyla Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı olarak sizin ve ekibinizin yakın gelecekte karşı karşıya kalacağı sorunları, “Türk-Amerikan ilişkileri, S-400 ve F-35 krizi ile Suriye ve İran özelinde yaşanacak gelişmeler” olarak saymak mümkün. Çok boyutlu bir iletişim stratejisini nasıl sağlayacaksınız?
Bölgesel bir güç olan ülkemiz, şu an bir yandan da küresel bir güce dönüşme mücadelesi veriyor. Türkiye’nin uluslararası alanda menfaatlerinin desteklenmesi gayesiyle Türkiye’nin tezlerini dinamik bir iletişim süreci yöneterek tüm dünyaya anlatmayı amaç edindik. Bunu gerçekleştirirken, ülkemizin savunduğu politikaları uluslararası kamuoyuna karşılıklı iletişim ve etkileşim temelinde bir strateji yürüterek anlatma gayretindeyiz.

Değişen dünya düzeninde medya, sivil toplum kuruluşları, kamuoyu ve uluslararası kuruluşlar gibi pek çok aktörün, karar alıcıları etkilediği aşikâr. Bu nedenle, yürüttüğümüz çok boyutlu iletişimde sivil toplum kuruluşları, araştırma merkezleri, kamuoyu araştırma şirketleri, basın, kanaat önderleri, üniversiteler, dernek ve vakıflar gibi devlet dışı sivil aktörlerin kullanılmasına da önem veriyoruz. Böylelikle, uluslararası kamuoyunda bahse konu meselelere ilişkin ülkemizi hedef alan negatif algı operasyonlarıyla çok yönlü mücadele ederek, kamu diplomasisi ve devlet-toplum ilişkilerindeki iletişimi yönetmeye ve etkin medya ilişkisi kurmayı sürdüreceğiz.

Sayın Cumhurbaşkanımızın başarılı bir şekilde yürüttüğü lider diplomasisi, zaten başlı başına ülkemizin iletişim alanındaki en önemli kozlarından biri. Cumhurbaşkanımızın şahsî kanaatlerinin ve perspektifinin uluslararası kamuoyuyla paylaşılması noktasında daha yaygın bir çalışmayla Türkiye’nin tezlerini açıkça ortaya koymaya devam edeceğiz.  

Makro bir iletişim stratejisin içinde uygulanacak mikro iletişim stratejilerini nasıl belirliyorsunuz? Örneğin, dünya genelindeki çıkar gruplarıyla kurulacak iletişimi hangi kriterlere göre belirliyorsunuz? Bugün için, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu doğrudan ve dolaylı saldırılara yönelik olarak “sıfırdan” yapılandırılması gereken iletişim stratejileri mevcut mu? 
Türkiye, makro iletişim stratejisini kendi millî çıkarlarına göre oluşturuyor. Bu noktada devletin söylem birliğinin tesisinin bizim için olmazsa olmaz bir fonksiyonu bulunuyor.  Bunu sadece kendimizi doğru anlatmak için değil ülkemizi, dış politikamızı, ekonomimizi dış müdahalelere karşı korunaklı kılmak için de yapmak zorunda olduğumuzun bilincindeyiz. Çünkü devlet içerisindeki farklı söylemler dışarıdan sadece farklı fikirlerin ifadesi olarak değil aynı zamanda bir müdahale aracı olarak okunur. Çok yakın dönemde bile bunun olumsuz pek çok örneğini gördük. O nedenle devletin söylem birliğinin tesisi, ülkemizin dış müdahalelere karşı korunaklı hâle gelmesi açısından da önemli bir unsur. 

“Devletin söylem birliğinin tesisi, ülkemizin dış müdahalelere karşı korunaklı hâle gelmesi açısından da önemli bir unsur.”

Burada sadece mikro konularda kriz yönetimi değil süreç yönetimi de kritik. Bu nedenle de makro bir iletişim stratejisi çerçevesinde kamu kurum ve kuruluşlarının kamusal iletişim standartlarının belirlenmesi oldukça hayati. Biz, şu an bunun alt yapısını sağlam bir şekilde kurarak doğrudan ya da dolaylı saldırılara karşı hazırlıklı olmaya ve karşılık vermeye çalışıyoruz. 

Türkiye; yeni iletişim stratejisini, ağırlıklı olarak hangi kategoriye göre belirliyor? Türkiye karşıtı algı operasyonları, 11 Eylül saldırılarının ardından ortaya çıkan ve son dönemde artan İslam karşıtlığı, Orta Doğu’da sınırların yeniden çizilmesi için atılan adımlar, terörle mücadele ve kimlik çatışmalarına karşı Türkiye neler yapmalı? 
Türkiye; yeni iletişim stratejisini, ağırlıklı olarak devreye giren yeni öncelikleri dikkate alarak, proaktif bir anlayışla belirliyor. Bunun somut örneğini en son Sayın Cumhurbaşkanımız geçtiğimiz günlerde Japonya’da düzenlenen G20 Liderler Zirvesinde ortaya koydu. ABD Başkanı Donald Trump ile görüşmesinde Cumhurbaşkanımız, Türkiye’nin savunma amaçlı olarak S-400 füzelerini almak istediğini, dönemin ABD Başkanı Obama’nın söz verdiği hâlde Türkiye’ye Patriotları teslim etmemesi nedeniyle ülkemizin bu yolu seçtiğini yineledi. Bu noktada, Cumhurbaşkanımız önceliğinin savunma hakkı olduğunu belirterek, ülkemize ABD tarafından uygulanması muhtemel yaptırımlara karşı proaktif bir tutum sergiledi.

Türkiye’ye karşı algı operasyonu yürütülen konulara, doğru ve objektif bir açıdan bakıldığında esasında bambaşka bir tablo olduğunu onlar da biliyor. Dünya kamuoyunda Türkiye’ye desteğin artırılması amacıyla FETÖ ve PKK’ya karşı yürüttüğümüz mücadelenin ülkemiz için bir beka sorunu olduğunu ve bunu başarılı bir şekilde tamamlamamız gerektiğini tüm imkânlarımızla ortaya koymak durumundayız. Dünya kamuoyunda ülkemize ilişkin olgu ile algının örtüşmesini sağlamalıyız. 

Türkiye; her platformda terörün her türüyle, İslam karşıtlığıyla küresel düzeyde mücadele edilmediği takdirde, dünya barışının büyük tehditlerle karşı karşıya kalmaya devam edeceğini ifade etti ve buna da devam ediyor. Orta Doğu’da sınırların yeniden çizilmesi için atılan adımlar konusunda uluslararası platformlarda gerekli ikazlarda ve girişimlerde bulunmaya devam edeceğiz. Ulusal güvenliğimize yönelik tehditlere karşı kararlılıkla mücadele ederken, bölgede yeni insanî krizlerin yaşanmaması için hassasiyetle bütün diplomasi kanallarını kullanmayı sürdüreceğiz.

Sayın Başkanım, Türkiye’ye karşı yürütülen algı operasyonlarının büyük bölümü uluslararası medya aracılığıyla organize ediliyor. Bu çerçevede uluslararası medya ile ilişkilerin geliştirilmesi için nasıl projeleriniz var? Makro ölçekli stratejinin yanı sıra mikro ölçekli projeler düşünüyor musunuz?
Türkiye’de faaliyet gösteren uluslararası medya mensuplarının akreditasyonları da Başkanlığımız tarafından yapılıyor. Bu sebeple zaten temas hâlinde olduğumuz yabancı basın mensuplarıyla ilişkilerimizi güçlendirecek adımlar atıyoruz. Ülkemize karşı kasıtlı, haksız, yanlı ve manipülatif yayınlar yapanları bir kenara bırakacak olursak uluslararası medyayı da paydaşlarımızdan biri olarak görüyoruz. Gerek Cumhurbaşkanımızın gerek diğer ilgili yöneticilerimizin gerekli olduğunda mesajlarının uluslararası medya üzerinden paylaşılmasına aracılık ediyoruz. Ancak kasıtlı olarak yalan ve yanlış bilgilerle ülkemizi karalama çalışmalarına da taviz vermemiz mümkün değildir. 

“Ülkemize karşı kasıtlı, haksız, yanlı ve manipülatif yayınlar yapanları bir kenara bırakacak olursak uluslararası medyayı da paydaşlarımızdan biri olarak görüyoruz.”

İç kamuoyuna yönelik olarak, “Ülkem için Bir Fikrim Var” çalışması başlattınız. Nasıl ilgi gördü bu proje? Benzer projelere ilişkin olarak çalışmalarınız nasıl ilerliyor? 
Bizim temel amaçlarımızdan bir tanesi millet-devlet ilişkisinin bağlamını derinleştirmek ve geliştirmek. Bu proje, Türkiye’nin ilerleyişinin her birimizin tecrübesi, düşüncesi, aklı ve vicdanı ile gerçekleşeceğine olan inancımız sonucu ortaya çıktı. Milletimiz, artık gerek cep telefonlarından gerekse bilgisayarlarından anında bize ve dolayısıyla Cumhurbaşkanlığı sistemini oluşturan devletim tüm üst kademelerine doğrudan ulaşabiliyor ve fikrini paylaşabiliyor. Fikirler; yerel, ulusal, uluslararası çerçevede olabildiği gibi tüm çalışma alanlarını da kapsıyor. Yani konu ve etki alanı bakımından hiçbir kısıtlamamız yok. Düşünsenize, Türkiye’nin herhangi bir şehrinden, ilçesinden ya da köyünden bir vatandaşımız tespit ettiği, gözlemlediği ya da tecrübe ettiği bir konuda devletimize fikir verebiliyor. 

“‘Ülkem İçim Bir Fikrim Var’ projesi, Türkiye’nin ilerleyişinin her birimizin tecrübesi, düşüncesi, aklı ve vicdanı ile gerçekleşeceğine olan inancımız sonucu ortaya çıktı. Düşünsenize, Türkiye’nin herhangi bir şehrinden, ilçesinden ya da köyünden bir vatandaşımız tespit ettiği, gözlemlediği ya da tecrübe ettiği bir konuda devletimize fikir verebiliyor.”

Sorunuza gelecek olursak, proje muazzam bir ilgi gördü. İlk 24 saat içinde 81 ilimizin tamamından ve yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızdan, sisteme 4 bin 500’den fazla fikir geldi. Ben, bu proje ile ilgili ilk çağrımı yaparken, “2019’u 82 milyonun ülkesi için beyin fırtınası yaptığı bir yıl olarak hayal ediyorum.” ifadesini kullanmıştım ve bugün itibarıyla tarafımıza ulaşan fikir sayısı 35 bini aştı. Bunların tamamı ön değerlendirmeye tabi tutuldu ve ilgili bakanlıklarımıza ve kurumlarımıza gönderildi. Tabii orada daha detaylı bir değerlendirme yapılıyor ve dolayısıyla süreç biraz daha uzun. Hangi fikirlerin hayata geçirileceği ile ilgili kurumlarımızla koordineli bir şekilde çalışmalarımız sürüyor. İnşallah kısa bir süre içerisinde de uygulamaya dökülecek fikirlerin bir kısmını milletimizle paylaşacağız. 

Projeler konusunda başkanlığımızın çok farklı çalışmaları var. İletişim; hayatın merkezinde, her düzeyde ve alanda ilerliyor. Dolayısıyla, iç kamuoyuna, dış kamuoyuna, karar alıcılara, fikir önderlerine ve daha pek çok farklı kitleye özgü, iletişimin kendi dinamikleri ve felsefesi içinde projeler yapıyoruz. Her bir projeyi ve çalışmayı “bütünlüklü iletişim stratejimizin” bir parçası olarak düşünürsek, sonuç, “Türkiye markasını güçlendirmek” olarak nitelediğimiz vizyonumuza ulaşmamızı sağlayacak yapı taşlarını oluşturuyor.

“Her bir projeyi ve çalışmayı ‘bütünlüklü iletişim stratejimizin’ bir parçası olarak düşünürsek, sonuç, ‘Türkiye markasını güçlendirmek’ olarak nitelediğimiz vizyonumuza ulaşmamızı sağlayacak yapı taşlarını oluşturuyor.”

İletişimde “kamu diplomasisinin” önemi yıllardır konuşulur. Sizce kamu diplomasisi alanında Türkiye, hak ettiği yerde bulunuyor mu? Kamu diplomasisinin kurumsallaştırılması için neler planlıyorsunuz?
Öncelikle Türkiye, kamu diplomasisinin öneminin farkında ve yıllardır bu alanda çalışmalarını artırmış durumda. Bu konuda Türkiye, dünyanın sayılı ülkeleri arasında yerini aldı. Geldiğimiz noktada, kamu diplomasisi konusunda bir “Türkiye markasından” söz etmek pekâlâ mümkün. Başkanlık olarak Türkiye’nin kamu diplomasisinde hak ettiği yere gelmesi için bütünlüklü bir iletişim stratejisiyle, koordineli bir şekilde kurumlar arasında söylem birliğini ve tek sesliliği hâkim kılmak için çalışmalar yürütüyoruz. Kamu diplomasisinin kurumsallaşması açısından, “Kamu Diplomasisi Strateji Belgesi”, “Kamu Diplomasisi Koordinasyon Kurulu” ve “Türkiye Markasının Dünyada Ölçülmesi” üzerine çalışmalar gerçekleştiriyoruz. 

Kurumsallaşma açısından Başkanlığımızın doğrudan kamu diplomasisi faaliyetlerine örnek vermek gerekirse, yuvarlak masa toplantıları, sosyal medya ve diğer mecralarda farkındalık çalışmaları, ülkemizin menfaatleri doğrultusunda koordinasyon toplantıları düzenliyoruz. Bunun yanı sıra az önce bahsettiğim gibi, çeşitli ülkelerde Türkiye’yi anlattığımız “Turkey Today” ve “Turkey Talks” panelleri de bu çalışmaların bir parçası. Bu paneller için gittiğimiz ülkelerde medya, akademi, sivil toplum ve düşünce kuruluşu temsilcilerinin yoğun ilgisiyle karşılaşıyoruz. Bu kapsamdaki çalışmalarımızı belirlediğimiz hedef ülkelerde yoğunlaştırarak devam ettireceğiz.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı olarak atanmanızdan kısa bir süre sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yoğun mesai içine girdiniz. Bu mesai sürecini nasıl yönetiyorsunuz? Sayın Cumhurbaşkanının mesai temposunun yoğunluğu, zaman yönetimini de hatasız yürütmeniz gerekliliğini doğuruyor. Sayın Cumhurbaşkanının bu mesai sürecinde İletişim Başkanlığından beklentileri neler? 

İletişim Başkanlığı, yeni kurulan Cumhurbaşkanlığı sistemi içerisinde özel bir konuma sahip. Cumhurbaşkanımızın en yakın çalıştığı kurumlarımız başta olmak üzere kamunun tüm kurum ve konuları ile temas hâlindeyiz. Tepeden tırnağa devletin tüm iletişim stratejisinin belirlenmesi, koordinasyonu ve çıktıların ölçümlenmesi bizim başkanlığımızın sorumluluğunda. Sizin de belirttiğiniz üzere bu devasa bir iş yükü anlamına geliyor. 

Başkanlığımız teşkilatı bünyesinde devam eden çalışmalar; ilgili ve bağlı kurumlar, yürüttüğümüz projeler ve Sayın Cumhurbaşkanımızın anlık talimatları çerçevesinde gelişen olağanüstü dinamik bir gündemimiz var. “İş mi yoksa kendine zaman ayırmak mı?” gibi bir seçim artık hayatımızda pek yok. Gündemdeki soru daima şu: “Bekleyen bunca iş arasından sıra hangisinde?”
Kendisine karşı sorumlu olduğumuz makam; devletimizin en üst, en önemli ve en saygın makamı. Dolayısıyla hata ve gecikme kaldırmayan bir çalışma düzeninden bahsediyoruz. Tabii ki bu düzen, zaman zaman aile ve evlat hasreti pahasına da olsa, çok ince hesaplarla hazırlanan, bir dakikayı bile israf etmeyen bir takvim doğrultusunda icra ediliyor. Bu tempodaki yegâne dayanağımız Sayın Cumhurbaşkanımızın Neşet Ertaş ustadan mülhem düsturu: “Aşk ile koşan yorulmaz!” 

Ülkemizin geçtiği bu kritik süreçlerde Sayın Cumhurbaşkanımızın üzerindeki yükten bir dirhem alabiliyorsak ne mutlu bize!