Menü
  • Fikri Bağımsızlık
  • Intellectual Independence
  • ا لا ســتقلا ل ا لفكــر ي
  • İbn Haldun Üniversitesi'nin aylık gazetesidir.
  • Açık Medeniyet Gazetesi

Bir Araştırma Üniversitesi Nasıl Olmalı?

Öğrencilik yıllarımda şimdi ismini bile hatırlayamadığım bir kitapta okumuştum. Karl Popper Viyana’da bir gün üniversitede derse girdiğinde öğrencilere, “Bir gözlem yapın!” der. Öğrenciler, “Neyi gözlemleyelim?” diye sorarlar. Popper, “İşte burada değerler devreye girer, bir araştırmacının neyi gözlemleyip araştıracağını dünya görüşü ve değerleri belirler.” der. Bu olay benim bilime yaklaşımımda bir dönüm noktası olmuştur. Bu olaydan sonra pozitivist ve Avrupa merkezci bilimi sorgular hâle geldim. Bu durum araştırma yapan kişiler için olduğu kadar üniversite gibi kurumlar için de geçerlidir.

Dünyada çok eski bir kavram olduğu hâlde, Türkiye’de YÖK tarafından yakın bir tarihte gündeme getirilen “araştırma üniversitesi” nasıl olunur? Bir araştırma üniversitesi, neyi, niçin ve nasıl araştırmalıdır? Bunlar, üzerinde uzun uzun düşünülerek verilecek stratejik kararlardır. Bu sorular, daha en baştan araştırma üniversitesi olma amacını benimseyen İbn Haldun Üniversitesi ve aynı amacı paylaşan diğer araştırma üniversiteleri için son derece önemli sorulardır. Özellikle sosyal bilimler alanında yapılan araştırmalarda dünya görüşü ve değerlerin tesiri son derece aşikârdır.

Üniversite ne için vardır? Bu soruya genelde iki faaliyetle cevap verilir: Eğitim ve araştırma. Birçok üniversite bu iki faaliyeti birlikte yürütür ama çoğu zaman bunlardan biri öncelik ve ağırlık kazanır. Bu yüzden, eğitime mi yoksa araştırmaya mı öncelik verdiklerine bakarak üniversiteleri eğitim üniversitesi ve araştırma üniversitesi olarak iki grupta tasnif etmek mümkündür. Bir üniversite için en önemli stratejik karar işte bu tercihte yatmaktadır çünkü üniversitenin kurumsal yapılanması ve bir kurum olarak topluma sunacağı çıktıları ve hizmetleri bu karara bağlıdır.

Araştırma üniversitelerinin ayırt edici bazı özellikleri vardır: Birincisi; lisans öğrencilerinin oranı çok düşüktür veya hiç yoktur çünkü lisans öğrencisi yerine hocalarının gözetiminde yürüttükleri yüksek lisans ve özellikle doktora tezleri sebebiyle araştırma yapan lisansüstü talebesine sahiptirler. İkincisi; bütçeleri öğrenci gelirlerine dayanmaz çünkü lisansüstü öğrenciler özellikle doktora öğrencileri çoğunlukla bursa ihtiyaç duyarlar. Üçüncüsü; zengin bir “araştırma kütüphanesi”ne ve veri tabanlarına sahiptirler. (Araştırma kütüphanesi ile başvuru kütüphanesi arasındaki farka burada girmeyeceğim.) Dördüncüsü; çok sayıda araştırma merkezine sahiptirler çünkü eğitim, fakültedeki bölümler üzerinden yürütülürken araştırma projeleri genelde bu merkezler etrafında toplanan ilgi alanı ortak akademisyenler tarafından yürütülür. Beşincisi ve sonuncusu ise özel sektör ve kamu kuruluşlarıyla çok yakın iş birliği içerisindedirler çünkü çoğu zaman araştırma projelerinin finansörü ve müşterisi onlardır.

Peki, bu üniversiteler neyi araştıracaklarına nasıl karar verirler? Burada toplumdan, kamudan ve özel sektörden gelen talepler belirleyici rol oynar. Üniversite bu araştırmaları yaparak ve sonuçlarını toplumla ve ilgili kurumlarla paylaşarak varlığını anlamlı hâle getirir. Yoksa fil dişi kulede bir üniversitenin varlığı sorgulanır hâle gelecektir. Dolayısıyla bir üniversite, araştırma gündemini belirlerken içinde bulunduğu toplumun, ülkenin ve insanlığın hakikî ihtiyaçlarını dikkatlice tespit edip onlara odaklanmak zorundadır.

Özellikle toplum, siyaset, iktisat, din, medeniyet gibi kültür araştırmaları söz konusu olduğunda araştırma gündeminin belirlenmesi kadar önemli olan bir başka husus da bu araştırmalarda kullanılacak olan teorik yaklaşımlar ve metotlardır. Çünkü hiçbir araştırma teorik bir yaklaşım ve metot olmadan gerçekleştirilemez. Ancak araştırmacıların kullandığı teorik yaklaşım ve metot, onların ulaşacağı sonuçları ve bulgularını nasıl yorumlayacaklarını belirler.

İşte tam bu noktada “fikrî bağımsızlık” idealini benimseyenler için şöylesine hayatî bir soru akla gelmektedir: Araştırma gündemimizi belirlerken, araştırmada kullanacağımız teorik yaklaşım ve metotları seçerken, hâkim Avrupa-merkezci ve pozitivist bilim yaklaşımının dışında kalıp bağımsız düşünebilmek için neler yapmamız lazım? Böyle bir şey mümkün müdür? Bunun mümkün olduğuna ve yapabileceğinize inanıyorsanız, gerçekten özgün araştırmalara imza atmanın en önemli ön şartına sahipsiniz demektir.

--

İbn Haldun Üniversitesi Rektörü.