Menü
  • Fikri Bağımsızlık
  • Intellectual Independence
  • ا لا ســتقلا ل ا لفكــر ي
  • İbn Haldun Üniversitesi'nin aylık gazetesidir.
  • Açık Medeniyet Gazetesi

“200 yıldır yaşadığımız sorun kendimize yabancılaşmadır.”

Röportaj: Muhammed Akaydın

 

Sayın Cumhurbaşkanım, öncelikle üniversitemize geldiğiniz ve röportaj talebimizi geri çevirmediğiniz için sizlere teşekkürü bir borç biliriz. İzninizle sorulara geçmek istiyoruz: İbn Haldun, “Asabiyetsiz hiçbir devlet kurulmaz. Devletin kurulabilmesi için maddî ve manevî güç gerekir. Bu ise asabiyetin kendisidir.” diyor. İbn Haldun’un toplumun temel bağı ve tarihin itici gücü olarak ele aldığı bu kavram, 2023 hedeflerine yürüyen Türkiye için de kullanılabilir mi? 2023 hedefleri ve 2071 vizyonu hangi referansları kendine dayanak yapmaktadır?
Öncelikle İbn Haldun’un kullandığı asabiyet ifadesinin bugün anlaşıldığı şekliyle ele almamalıyız. Bir tespit olarak bunlar çok kıymetlidir. İbn Haldun, bizim medeniyet tasavvurumuzun oluşmasına ciddi katkılarda bulunmuş önemli bir âlimdir. Nitekim bundan 650 yıl önce yaşamış olmasına rağmen, günümüzde de kendisinden istifade etmeye devam ediyoruz.

İbn Haldun için asabiyet; bir aidiyet, insanların belirli bir şuur dâhilinde müşterek hareket etmeleri anlamına geliyor. İnsanların hâkimiyeti tesis etmelerinin, devlet kurmalarının da bunun neticesinde gerçekleştiğine dikkati çekiyor. O; asabiyet kavramına, ırkçı bir anlam yüklemiyor.

Bizler, kadim medeniyetimizin bize miras bıraktığı, özellikle Osmanlı’nın kuruluş ve yükseliş döneminde zirveye ulaşan, insan odaklı bir anlayışın savunucularıyız. O da nedir? “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın!” anlayışıdır. Hedeflerimizin ve vizyonumuzun temelinde bu bakış açısı vardır.

2023 hedeflerimiz malum, defaatle açıkladık. Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100. yıl dönümünde, 2023’te, ülkemize bugüne oranla çok daha ileri bir noktaya taşımış olmayı hedefliyoruz. 2023’te nüfusu 82 milyonu aşacak olan Türkiye’de kişi başına gelir 25 bin dolar seviyesine yaklaşacak. İhracat 500 milyar dolara, dış ticaret hacmi ise 1 trilyon dolara yükselecek. Biz bunları açıkladığımızda kimileri tüm bunların sadece bir hayal olduğunu söyledi. Ama AK Parti olarak nice hayali gerçeğe dönüştürdüğümüz de biliniyor. Allah’ın izni ve milletimizin gayretiyle, 2023 hedeflerimizi gerçekleştireceğiz.

Sadece ekonomik açıdan değil, insani koşullar, temel haklar ve özgürlükler bakımından da 2023’te çok daha iyi bir Türkiye olacak. 15 yıldır tüm engellemelere rağmen bunun için çalışıyoruz.

Cumhurbaşkanlığı Sistemi, 2019’ta tümüyle hayata geçtiğinde, Türkiye’nin sıçrama kaydetmesini, hedeflerini gerçekleştirme hususunda daha hızlı mesafe almasını beraberinde getirecektir.

İnsan ile dünya arasındaki sürtüşme şu an Batı’nın nazariyesine dayanıyor. Bu da İslam Medeniyetinin, temel dinamiklerini oluşturan tasavvurlar ve günlük hayata yansıyan uygulamalar düzeyinde farklılığını kaybetmesine neden oluyor. İslam Medeniyetinin, kendi mümtaz kimliğini ve diğer medeniyetler arasında ona hususiyet kazandıran özgün niteliklerini korumak için neler yapmamız gerekiyor?
İslam, ihsandır. Güzel olan İslam’dır. Bir defa bunu bilmemiz lazım. Kadim medeniyetimizi besleyen ana damar budur. Güzelliğin temelinde, adalet ve hürriyet vardır. Özgürlükler noktasında elbette çok yol aldık. Yeni adımlar atmaya da devam edeceğiz. Ancak özgürlük meselesini adaletten ayrı düşünemeyiz. Şahsî özgürlük, başkasının alanına girdiğin anda biter. Burada da adalet devreye girer. Peki, biz bu düsturu nereden biliyoruz; İslam’dan elbette. Bizim dinimizin yani medeniyetimizin temelinde adalet vardır.

Bunun içindir ki İslam medeniyeti, sadece Müslümanlara değil, toplumun tüm kesimlerine, diğer dinlerin müntesiplerine de adalet temelinde özgürlük sağlamıştır. Osmanlı idaresindeki Kudüs, bunun en güzel örneklerindendir. Asırlarca orası barış diyarı idi. Ne zaman ki Osmanlı çıktı ve Batı, kendi emelleri doğrultusunda sınırlar çizerek planlar ortaya koydu, Kudüs huzura hasret kaldı.

Medeniyetimizin gerçek yüzünü, tüm dünyaya anlatmanın yolunu bulmamız gerekiyor. Gerçekleri çarpıtmaya, medeniyetimizi karalamaya yönelik algı operasyonlarına izin vermemeliyiz. Bu konuda gençler olarak sizlere de büyük görev düşüyor. Sosyal medya dâhil yeni iletişim araçlarını, en mükemmel, en sağlıklı biçimde nasıl kullanılabileceği hususunda hep beraber kafa yormalıyız. Dezenformasyonu bertaraf etmenin yolu da, iletişim araçlarını iyi kullanmaktan geçiyor.

Efendim, kültürel anlamda çok önemli adımlar atıldı son 15 yılda. Fakat hâlâ ciddi eksiklikler var. Türkiye’nin kültürel atmosferini nasıl görüyor ve değerlendiriyorsunuz?
Kültür dediğimiz şey yaşayan bir olgudur. Sürekli değişkenlik gösterir. Çünkü hayatın içindedir. O hâlde kültür atmosferi için hayatımıza bakmamız gerekir. Türkiye, son 15 yılda sessiz devrim diye nitelenen önemli reformlara sahne oldu. Bu reformları gerçekleştirebilmek için nice badireler atlattık. Bunları yaparken, özellikle kültür ve eğitim alanında arzu ettiğimiz düzeyde bir ilerleme kaydedemedik.

Maalesef eksikliklerimiz oldu. Bu eksikliklerin giderilmesi için kültür ve sanatın önündeki fizikî engelleri kaldırmaya çalışıyoruz. Bunun meyvelerini de alıyoruz. Kitap okuma verileri, yeni kitap sayıları umut verici. Ama tabi bu okumaya ne kadar yansıyor, ayrı mesele. Okumanın önündeki engelleri de kaldırmaya gayret ediyoruz. Memleketin her köşesine kütüphane açıyoruz. 24 saat açık olan kütüphaneler var. Sayılarını çoğaltıyoruz. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde 24 saat halka açık olacak, 5 milyon kitaplık kütüphanenin inşaatı devam ediyor.

Sadece kitap değil, sinema filmleri de önemli bir gösterge. Biz iktidara geldiğimizde ülkemizde yılda çekilen film sayısı tek hanelerle ifade ediliyordu. Şimdi ise her yıl 130’u aşkın film çekiliyor.

Türkiye olarak her alanda, potansiyelimizi kullanabilmemiz lazım. Çünkü biz güçlüyüz. Kültürel birikim açısından da zenginiz. Kadim medeniyetimizin bize miras bıraktığı algı, kültür sanat alanında da en önemli gücümüz olmalı.

 

Son iki yüz yıldır İslam dünyasında “Müslümanca” düşünen mütefekkirlerin sayısı oldukça azaldı. Bu kültürel çoraklığı aşmak için özellikle akademinin yapması gereken vazifeler nelerdir?
Kültürel alandaki yatırımların karşılığı ancak uzun vadede alınır. 50 yıllık sorunumuz varsa, önceki 50 yıla bakmamız lazım. 100 yıllık sorunumuz varsa, önceki 100 yıla bakmamız lazım. Bizim kültürel alandaki çabalarımızın sonuçları da onlarca yıl sonra ortaya çıkacaktır.

200 yıldır yaşadığımız sorun kendimize yabancılaşmadır. Osmanlı’nın son döneminden beri münevver ve mütefekkir değil, kendini aydın diye nitelendiren bir kesim oluştu. Sadece Batı’ya özenen, kendini Batılı gibi görmeyi yeğleyen bu elitler, bu topluma, bu coğrafyaya, bu medeniyete yabancılaştılar.  Hatta daha ileri gidip bağrından çıktıkları millete tepeden bakmaya başladılar. Batı’ya hayran, kendi ülkesine düşman bir seçkinler topluluğu ortaya çıktı.

Ama bu olumsuz ortama rağmen, az sayıda da olsa, bu milletin bağrından mütefekkirler, münevverler de çıktı elbet. Dolayısıyla, bugün olduğu gibi, sayıları ama az ama çok, yarın da mütefekkirlerimiz, münevverlerimiz, topluma yol gösteren entelektüellerimiz mutlaka olacaktır.

Sayın Cumhurbaşkanım son olarak yükseköğretimle ilgili bir soru sormak istiyorum. Türkiye'de yükseköğretim alanı nicelik olarak büyüdü. Çok önemli yatırımlar yapıldı. Üniversite sayısı 2002’de 76 iken şimdi 184’e çıktı. GSYH’den yükseköğretime ayrılan pay arttı. Şu anda en önemli mesele niceliğin taçlandırılması. Bu noktada neler yapılmalı?
Eğitim öğretim konusunda altyapı sağlam kurulmadan, diğer konularda ilerleme sağlanması mümkün değil. 50-60 öğrencinin bir sınıfın içine sıkıştırıldığı, kışın soğuk, yazın sıcak, oyun alanları kısıtlı, bırakın bilgisayarı düzgün tahtanın dahi bulunmadığı eğitim kurumundan başarı çıkmaz. Türkiye’nin İstanbul başta olmak üzere birçok ilinde okullarımızın manzarası buydu.

Hamd olsun 15 yılda bu sorunların neredeyse tamamını çözdük. Okullarımızı altyapı olarak en modern imkânlarla donattık. Öğretmenlerimizin sayısını artırdık. Benzer hamleleri yükseköğrenim alanında da yaptık. Şimdi üstyapı diyebileceğimiz bölüme, yani nitelik kısmına yoğunlaşıyoruz.

Türkiye çok hızlı bir şekilde değişiyor. Devletten beklentiler ve talepler de bu değişime bağlı olarak artıyor, farklılaşıyor. Güçlü devlet, değişimi takip eden değil, yöneten ve yönlendiren devlettir. Türkiye uzun yıllar bu konuda ciddi eksiklikler yaşamıştır. Devlet toplumun gerisinde kalmıştır.

Eğitim öğretim alanında geleceğin ihtiyaçlarına göre şimdiden tedbirlerimizi alıyoruz. Eğitim öğretim sistemi ayrıdır, sınav sistemi ayrıdır. Çocuklarımıza daha 13-14 yaşında kaldıramayacakları bir baskı yaşatmak doğru değildir. Bu anlayışla TEOG sistemini değiştirdik, daha dar kapsamlı bir sınav sistemini getirdik. Amacımız öğrencilerimizi ve ailelerini sıkıntıya sokmadan en kaliteli eğitimi verebilmek. İnşallah bunu da başaracağımıza inanıyorum.